Till The Sunrise

PUNKS WEAR PRADA

pwp1.jpg

Milano herkesin aklına markaları getiriyor olsa da, gece hayatındaki ilginç partiler aslında çoktan alışverişi solladı bile. Gece etrafta deliler hastanesinden kaçmış gibi dolanan insanlar görürseniz polisi aramayın, onlar aslında sadece umutsuzca Punks Wear Prada partisine girebilmeye çalışıyorlar. Ve adında Prada olması alışverişle bağlantısı var anlamına gelmediği gibi, partinin punk’larla da hiç bir alakası yok.

pwp2.jpg

Her hafta birbirinden değişik temalı partiler düzenleyen PWP ekibi, bu partilerini Duomo’nun arkasındaki Santa Tecla Club’da düzenliyor. İngiliz asıllı DJ Natasha Slater ve MayDay nickname’li travesti (ki bir çok mankenden çok daha güzel bacakları var), her Cumartesi içeri kimin girebileceğini ve kimi “ciao!” diyerek geri yollayacaklarını kostümlere bakarak seçiyor. Girişinizi garantilemeniz için ise tek şart kıyafetinizin şu mesajı vermesi: “Uyuşturucu ve alkolden uçuyor durumdayım ve dolabımdan ne bulduysam o kafayla üstüme geçirdim!” 5.01.2010

TRE, DUE, UNO! BENVENUTO 2010!

verona.jpg

Tre, due, uno… Bu sene yılbaşı geri sayımlarıma yeni bir dil daha ekleyerek girdim. Romeo ve Juliet’in trajedik hikayesinin geçtiği Verona’da, meydandaki Arena’dan fırlatılan havai fişekler altında ve her yerden gelen ambulans sesleri arasında 2010’u sapasağlam karşılamayı başardım. Torpil patlatan tuhaf giyimli İtalyan serserileri, neden bu küçük kasabada o kadar çok olduklarına anlam veremediğim Hintli ve Pakistanlı esnaf, romantizmin doruklarında bir sürü turist çift ve yerdeki kırılmış cam şişeler… Gecenin en önemli noktalarının bunlar olması durumu karamsarlaştırsa da, Verona şehri gerçekten görmeye değerdi. Ama kesinlikle Yılbaşı, Sevgililer Günü, Paskalya gibi önemli günlerde değil!

Juliet’in evinde öbek öbek turistler arasında evlenmeye çalışan ve romantik bir fotoğraf çekimi için helak olan bir çifti gördükten sonra, en iyisinin nehir kenarında insanlardan ve Shakespeare’i hatırlatan herşeyden uzak, yerel bir yürüyüş olduğuna karar vermek çok zor olmadı. Yılbaşında gitmiş olmanın tek avantajı ise, sokaklardaki abartılı Noel süsleri ve küçük bir meydanda kurulmuş Noel pazarıydı. Bu pazarda dolaşırken, köşedeki “indirim!” diye bağıran dev Louis Vuitton mağazasını görmezden gelebilseydim, kendimi gerçekten Romeo ve Juliet döneminde hissedebilecektim sanırım. 2.01.2010

Unless otherwise stated, the content of this page is licensed under Creative Commons Attribution-ShareAlike 3.0 License